Histeriye dair kanıtlar

Bu yazı 20 Mart 2020 tarihinde Six Four Six Nine Magazini editörü Aaron Gin tarafından Medium adlı platformda paylaşıldı. Medium, 21 Mart günü yazıyı yayından kaldırdı. Yazının Twitter'da paylaşılan bağlantılarına tıkladığınızda ''zararlı içerik'' uyarısı almaktasınız. Yazının orijinali archive.is sitesine kaydedilmiştir.

Önemli bir not olarak; halk sağlığını ilgilendiren bir konularda bu sitede yayınlanan yazıların ve yorumların ''ikinci bir görüş'' olarak kabul edilmesi gerektiğini söylemem gerekiyor. Bundan başka yazının yayınlanmasının üzerinden neredeyse 1 ay geçtiğinden verilen bilgilerin bugüne de geçerliliği olup olmadığı tartışmalı olabilir.

Yazan: Aaron Gin


Son iki ay zarfında yeni nesil Koronavirus'ün, diğer adıyla COVID-19’un dünyada hızla yayıldığının görülmesi üzerine; salgının sıçrama ve virüsün bulaşma hızlarının yanısıra durumun ciddiyetini ve globalleşmiş dünyanın bu pandemiyle mücadele şekillerini incelemek istedim.

COVID-19 pandemisinin karşısında her ne kadar ihtiyatlı ve özenli bir şekilde tavır almamız gerekse de son zamanlarda mücadelenin şekli sürü psikolojisiyle idare edilen bir korku tellallığına evrildi.

Her ne denli matematiksel olarak imkânsız olsa da Amerikalıların %13’ü bu yeni nesil Koronavirüs’e çoktan yakalandıklarını düşünüyor. Hâl böyle olunca topyekûn bir panik havası altında sakin ve soğukkanlı bir şekilde düşünmek imkânsızlaşıyor, elimizdeki kaynakları virüse karşı savaşta verimli bir şekilde seferber etmemiz zora giriyor.

Okuyacağınız bu yazı çeşitli akademisyenlerin ve tıp profesyonellerinin çalışmalarından derlenmiş şekilde güncel duruma dair ipuçları sunan sistematik bir incelemedir. Kaynaklar arasında yer alan kurum ve organizasyonlar şunlardır:

  • CDC:  Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi
  • WHO:  Dünya Sağlık Örgütü
  • NIH:  Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü
  • NHS:  İngiliz Ulusal Sağlık Hizmetleri
  • Oxford Üniversitesi
  • Harvard Üniversitesi
  • Stanford Üniversitesi
  • NEJM:  The New England Tıp Dergisi
  • JAMA: Amerikan Tabipleri Birliği Dergisi
  • ve diğerleri

Ümit ediyorum ki bu yazıyı okuduktan sonra ABD’yi karanlık bir korku bataklığına çeviren panik tellâlığının karşısında dikilip, karşı hamle yapabilmek için gerekli bilgilere nispeten hakim olacaksınız. Histeriye karşı atacağınız bu adımla, kısıtlı imkân ve kaynaklarımızı bu illetten en fazla etkilenecek olanlara ayırma yolunda önemli mesafe katetmiş olacaksınız.

Yazarın Notu: Aşağıdaki veriler ve grafikler 2020 yılının Mart ayının ortasındaki rakamları baz almaktadır. Takdir edersiniz ki COVID-19 pandemisi katlanarak (exponential) büyüme göstermektedir. Grafiklerin çoğu 20 Mart 2020 tarihlidir. 


İÇİNDEKİLER LİSTESİ

  • Toplam Vaka Sayıları Yanıltıcı Metriklerdir
  • Yeni Vaka Sayılarının Zamanaşımı Doğru Perspektifi Edinmemizi Sağlar
  • Kişi Başına Bazı Göze Aldığımızda, Panik Yapmak Lüzumsuzdur
  • COVID-19 Yayılmaktadır
  • Çan Eğrisine Dikkât Etmelisiniz
  • COVID-19’a Yakalanma, Düşük Bir İhtimâl
  • Genel Yayılım Yüzeyleri
  • COVID-19 Yaz Mevsiminde Etkisini Yitirmeye Meyilli
  • Küçük Çocuklar ve Ergenlik Çağındakiler Risk Altında Değiller
  • Güçlü, Lakin Tanımsız Viral Etki
  • Peki Ya Semptomsuz Yayılım?
  • Test Sonuçları Pozitif Çıktığını Düşünen İnsanların %93’ü Negatif
  • Vakaların Yalnızca %1’i Ciddi Olacak
  • Azalan Ölüm Oranları
  • Peki, Ne Yapmamız Gerekiyor?
  • İşe Temel Hijyenle Başlayın
  • Biraz Daha Veri
  • Okulları Açın
  • Kamusal Alanları Halkın Erişimine Açın
  • Üretkenliği ve İşletmeleri Destekleyin
  • İnsanlar COVID-19’un Bulaşmasından Ziyade Hükûmetlerin Yapacaklarından Korkuyor
  • Tıbbî Kapasiteyi Artırın
  • Yaptıklarını Yanlarına Bırakmayın ve Oyunuzu Kullanın

Toplam Vaka Sayıları Yanıltıcı Metriklerdir

Bir veri setine ilk kez baktığımızda kendimize sormamız gereken soru şu olmalıdır: “Başarı ölçümü için metriğimiz nedir?” Gelin, şu noktada bir tümden gelim deneyelim.

Nasıl oluyor da Amerikalıların %20’sinden fazlası Koronavirüs’e yakalanacaklarına inanabiliyor?

Sorumuzun cevabı aşikâr: Vanity metrics—yani, “kibir metrikleri.”

Kibir metrikleri, bir bağlama oturtulmamış, tek başına bir şey ifade etmeyen veri göstergeleridir. Bu metriklerin sıfatının kibir olmasının sebebi, genellikle gösteriş amaçlı ve dikkatsizce paylaşılan sayısal noktalara işaret etmeleridir.

Turuncu: Çin Anakara, Sarı: Diğer Lokasyonlar, X: Toplam İyileşenler

Yukarıdaki grafik sizin içinize de bir korku salmıyor mu?

Bu grafikler, şimdilerde kötü şöhrete sahip olan John Hopkins Covid-19 takip haritasından. Veri şeffaflığı amacıyla uygulamaya konulan bu harita bugünlerde yalnızca bir histeri ve panik çığırtkanlığı aracı işlevi görüyor.

Şu yukarıdaki grafikte gördüğünüz baloncukların bizlere neyi işaret ettiğini sormak önemli bir belirleyici. Her bir baloncuk, ülkeler bazında toplam COVID-19 vaka sayılarını gösteriyor. Bu şekilde bir okuma yaptığımızda durum oldukça ciddi görünüyor. Lakin, geri dönüp baktığımızda, virüs gün itibariyle 4 aylık bir geçmişe sahip. O zaman, sormakta fayda var:

Bu vakaların kaç tanesi şu anda aktif vaka?

X: Çin Anakara (yok), Sarı: Diğer Lokasyonlar, Yeşil: Toplam İyileşen Vakalar

İşte tam bu noktada, toplam iyileşen vakaların sayısını gösteren yukarıdaki grafiği gözönüne aldığımızda, bir önceki grafikteki o korkutucu kırmızı baloncukların güncel aktif vaka sayılarını yansıtmadığını, dikkate değmeyen kibir metrikleri olduğunu açıkça görebiliyoruz.

Yani, toplam vaka sayısı denilen verinin kendisi kibir metriği olmaktan öteye geçmiyor. Toplam vaka sayısı, tek bir noktaya işaret eden, bağlamdan bağımsız bir veridir—bir bilgi ya da enformasyon değeri barındırmıyor.

Bu durumda, virüse karşı eyleme geçmeden evvel bütün resmi görebilmek için daha fazla somut veriye ihtiyaç duyuyoruz. Örnekleyecek olursak, bir işletmenin günlük hasılatı, bize bu işletmenin genel kârlılığı, sermaye yapısı ve sabit giderleri hakkında somut bir veri sağlamaz. Bu, COVID-19 toplam vaka sayısı için de geçerlidir. Yalnızca toplam vaka sayısıyla pandemi karşısında eylem alamazsınız. Bu hususta, bir sonraki adımı atabilmek için incelemek zorunda olduğumuz oran ve yüzdeler var: Dönüşüm oranı, büyüme oranı ve vehamet (ciddiyet) derecesi.

Yeni vaka sayılarının zamanaşımı doğru perspektifi edinmemizi sağlar

COVID-19’un yayılmaya başladığı ilk günü baz alarak her bir ülkenin verilerinin analizini yapmak bize virüsün büyümesini ve etkisini anlayabileceğimiz çözümler sunar. Bu yöntemle, toplam vaka sayılarının belirli bir zaman cetveli ölçeğinde büyümesinin verilerine ulaşabiliriz.

Aşağıdaki grafikte çeşitli ülkeler bazında ilk 100 vaka temel alınarak zaman aşımı üzerinden veriler yer almakta.

Ülkeden ülkeye göre değişen koronavirüs vaka sayılarının gidişatının kıyası

Grafikte belirtilen tarihlere göre Güney Kore’de virüsün yayılma hızı düşerken Japonya’da virüsün etkisinin azalıp azalmadığının üzerine test sayıları üzerinden ilerleyen bir tartışma dönmekte. Singapur’da sıkı karantina kuralları ve kontak izlemesi uygulanırken, Hong Kong’da halkın da bilinçli tepkisiyle karantinanın yanısıra okulların kapatılması, alınan önlemler arasında yer alıyor.

Aşağıdaki grafikte ABD’deki teyitli günlük vaka sayı artışını inceleyebiliyoruz.

Bu grafiğe göre:

  • Ülkeler özelinde başlangıç noktası, mevzubahis ülkelerdeki 100. vakanın teyidinin hemen akabini baz alır.
  • Bu şekilde, ülkeler özelinde teyitlenmiş vakaların gidişatını karşılaştırmalı olarak ölçebiliyoruz.
  • Teyitlenmiş vakaların sayısı toplam vaka sayılarından azdır. Bunun sebebi, kısıtlı test sayılarıdır.

ABD, vaka sayılarının katlanması bazında Avrupa uluslarıyla ortalama her üç günde bir izleşiyor. Daha fazla sayıda Amerikan vatandaşını teste tabi tuttuğumuzda bu rakamlar değişiklik gösterecek, artacaktır. Zaman içerisindeki artış hızımız Çin’in hızından düşük olsa da Güney Kore, Japonya, Singapur ve Tayvan kadar olumlu değildir. Bunların hepsi COVID-19’u yenmek için dikkate alınan modellerdir. Bu metriğe göre karşılaştırma yapıldığında ABD diğer modern ülkelere göre ortalama bir performans sergilemektedir, henüz mükemmel durumda değildir.

Yine de bu grafiğin devasa bir kör noktası mevcut. Buradaki çizelgelerin hiçbiri ülkelere göre kişi başına bazda alınmamıştır. Tüm ülkeleri tek bir oluşum gibi ele almaktadır. Bu durumun bize hangi açılardan yanlış bilgiler sunduğunu okuyacağız.

Kişi başı bazlı incelediğimizde panik yapmak lüzumsuz görünüyor

Her bir ülkenin nüfusu farklı büyüklüktedir. Bu da kümülatif ve toplu vaka sayılarının karşılaştırılmasında verileri çarpıtır. Verileri nüfus bazında kontrole tabi tutarak yerel nüfus hacmine göre doğru vaka sayılarını ölçüp kıyaslayabiliriz. Virüslerin bizim bildiğimiz ülke sınırlarını kayda almadığı aşikardır. ABD’nin nüfusu İtalya’nınkinin 5.5 katıyken, Güney Kore’ninkinden 6 kat büyüktür. Aynı zamanda Çin’in yalnızca dörtte biri bir nüfusa sahiptir. ABD’deki toplam vaka sayılarını mutlak terimlerle kıyasa tabi tutmak kelimenin tam manasıyla aptallık olur.

Toplam vaka sayılarına göre ülkeler sıralandığında, ABD’nin kişi başı bazlı toplam vaka sayısı, ilk 6 sıradaki ülkelere nazaran oldukça düşüktür. Bir milyon kişi baz alınarak yapılan karşılaştırmalarda ABD, ortanın üst seviyesinde kendine yer buluyor. Aynı Singapur (385 vaka), Kıbrıs (75 vaka), ve Birleşik Krallık (3983 vaka) gibi. Aşağıdaki tablo 20 Mart 2020’den itibaren olan durumu gösteriyor.

Kaynak: https://www.worldometers.info/coronavirus/

Lakin kişi başına göre hesaplandığında dahi toplam vaka sayıları daima kaybeden bir metrik olacaktır. Buradaki ortak paydamız olan toplam nüfus aşağı yukarı sabit bir rakamdır. Eğer virüsün  gerçekten katlanarak, yani exponential yayılıyorsa bunu kişi başına düşen hızla açıklayamayız.

COVID-19 yayılıyor ancak bu muhtemelen bir hızlanmaya işaret etmiyor

Büyüme oranı dediğimiz şey zaman geçtikçe takibi zorlaşan bir metriktir. Küçük sayılar büyük sayılara oranlara zaman içinde daha kolay büyürler. Örneğin, ABD’nin gayri safi millî hasılası söz konusu olduğunda %3’lük bir büyüme milyarlarca dolara denk gelirken, bu Bermuda için ancak milyonları ifade eder. Genellikle büyümeyi gösteren oranlar zamanla düşüşe geçer, ama yine de sembolik artışlar önemli olarak addedilebilir. Bu durum günlük teyitli vaka sayılarındaki artış için de geçerlidir.

Günlük vaka sayılarındaki artış, sınırları kapatmak ya da sosyal mesafelendirme gibi önlemlere açıklanamayacak şekilde zamanla düşüşe geçmiştir.

Yukarıdaki iki grafikten ilki, resmî olarak bildirilmiş günlük COVID-19 vakalarının Çin, Güney Kore, İtalya, İran ve ABD özelinde, günlük vakaların 40 kişi azaldığı ilk güne oranını veriyor. İkincisinde ise bu ülkeler bazında ilk 100. vakaya varıldıktan sonraki gündelik oranlar (4 gün üzeri düzleştirilmiş şekilde) bazında değişim gözleniyor. Peki, günlük büyüme oranlarında herhangi bir değişime rastlıyor muyuz?

Dünya çapındaki gündelik büyüme verileri biraz gürültülüdür, yani curcunaya tabidir. Teyitlenmiş gündelik vakaların büyüme verisini gündelik oransal büyüme faktörleriyle karşılaştırdığımızda resim daha açık bir hâle geliyor: 1’den büyük sayılar artarken, 1’in altındakiler düşüşe geçiyor. Mart ayı boyunca, dünya çapında oranlar 1.1 etrafında dönüyor. Bu da demek oluyor ki gündelik büyüme oranı, gün bazında iniş çıkışlarla, averajda %10’dur. Bu, hoş bir gerçeğe işaret etmiyor ama yüksek olasılıkla COVID-19’un viral bazda bir büyümede olmadığını gösteriyor aynı zamanda.

Büyüme oranının büyüme oranı yaklaşık %10. Ama yine de elimizdeki verilerde oldukça fazla gürültü mevcut. Ülkeden ülkeye göre bildirilen verilerin tutarsızlığına ve yine farklı ülkelerdeki teyitli vaka denen olgunun karşılığına göre şunu söyleyebiliriz: Biz veri ölçümlerimizi artırırken virüsün viral kabiliyetinde bir artış yaşanmıyor. Tavsiye olunan tıbbî çevreleme ve önleme stratejileri virüsün yayılımını engellemede hâlâ oldukça etkili görünüyor.

Yukarıdaki grafikte gündelik vakaların Çin dışındaki büyüme faktörünü gözlüyoruz. Elbette globalde vaka sayılarında bir artış yaşanıyor. Sonuçta bir virüsten bahsediyoruz! Lakin, “vakaların katlanması” gibi bizzat bizleri korkutmak için tasarlanmış metriklere inanırken ihtiyatlı olmamızda fayda var. Bu rakamlar küçük sayıların başka küçük sayılarla bir araya getirilip ülkeler bazında kesilip biçilmesinden öteye geçmiyor. Global olarak baktığımızda, COVID-19’un büyüme oranı nispeten stabil.

Kaldı ki virüsler sonsuza kadar büyümeyi ve yayılmayı sürdürmezler. Doğadaki birçok olgu ve şey gibi virüsler de bir model izlerler: Çan Eğrisi.

Çan eğrisine dikkat etmelisiniz

Medyanın çığırtkanlık ve korku tellâllığı yapıp bizlere aksettirdiğinin aksine, etkisinin azalacağına tanık olacağımız COVID-19 yayılmasını sürdürürken, tüm ülkeler tek tek benzer bir modele tanık olacaklar. Aşağıdaki grafik, COVID-19’u başarıyla etkisiz hâle getiren Güney Kore’nin, sayıca binlerce daha fazla ölüm yaşanan Çin’le de karşılaştırılarak, bu süreçteki detaylarına odaklanıyor (Metodoloji değişimleri için 12 ve 13 Şubat’taki veriler uyarlanmıştır):

Bir aşağıdaki grafikte ise Güney Kore’nin verilerinin toplam vakalara oranını gözlemleyebiliyoruz:

Hemen aşağıda yer alan grafikte ise, belirtilerin başlangıcını ve vaka sayılarını içeren bir çan eğrisini görüyoruz. Bu çan eğrisi, İtalya için virüsün sonunun başlangıcına işaret ediyor olabilir. 15 Mart itibariyle baz alınan bu verilerde, İtalya’da 22,512 vaka mevcutken, bunların 2,026’sı sağlık profesyonelleridir. 1625 ölüm yaşanmıştır. Mavi çubuklar semptom belirtilerinin başlangıcını gösterirken, yeşiller teşhis/örnek tarihlerini veriyor. Pembeyle gölgelendirilmiş alandaki veriler ise hem olası bildirim gecikmeleri hem de bildirim sürecinde ortaya çıkıp henüz teşhis konulmamış vakaların olasılığından dikkatle incelenmelidir.

JAMA — https://jamanetwork.com/journals/jama/pages/coronavirus-alert

Çan eğrileri, salgınların dominant karakteristiklerinden biridir. Bir virüs lineer, yani düz bir çizgide, sonsuza kadar büyümez. Virüsler hızlanır, bir düzlüğe ulaşır ve sonrasında düşüşe geçerler. İster insanlığın ortak ve bireysel çabaları olsun, ister çevresel etkenler müdahalede bulunsun, virüsler ivme kazanıp hızlanırlar ve yine hızlı bir şekilde düşüşe geçerler. Doğadaki bu gerçek Farr kanunuyla ilişkilendirilir. Hastalık kontrol ve önleme merkezlerinin “[çan] eğriyi bükün” ya da “eğriyi düzleştirin” çağrıları bu doğal gerçeği yansıtmaktadır.

Aşağıdaki grafiğin de anlattığı üzere, bir epideminin ortaya çıkmasının akabinde alınacak erken önlemler önemlidir. Bu önlemlerin amacı çan eğrisini düzleştirmektir. Bu da bulaşma oranlarını düşürüp epideminin yayılmasının önüne geçmek demektir. Turuncu ile gösterilmiş alanda, pandeminin gerekli önlemler alınmadığı takdirdeki bulaşma verisi mevcut. Mor ile gösterilen alanda ise gerekli önlemler alındığı takdirde pandeminin boyutunu görüyoruz. Maviyle belirtilmiş düzlemle ise sağlık sistemlerinin, mevcut sağlık profesyonelleri dahilinde kapasitesini anlıyoruz. Ancak, sağlık profesyonellerinin de insan olmasından dolayı virüse yakalanma gerçekleri bu kapasiteyi etkileyecektir.

Şunu belirtmek hayli bir önem taşıyor: Her iki senaryoda da, ister erken önlemler alınsın, ister alınmasın, COVID-19’un toplam vaka sayıları aynı olacaktır. “Çan eğrisini düzleştirmek” demek, kapasite kısıtlarından dolayı artacak ölümlere engel olmak amacıyla mevcut sağlık sistemlerine bir şok etkisi yaratmaktır. Bu bir erken önlemdir. Uzun vadede, virüsün bulaşmasını tamamen engelleyen bir müdahale değildir. Ne yazık ki “eğriyi düzleştirmek” diğer olumsuz detaylara ve tüm sürecin operasyonel maliyetine bir etkide bulunmuyor.

Hem CDC hem de WHO virallik hâlini optimize edip, sağlık hizmetlerinden faydalanma seviyesini iyileştirmeye odaklanıyor. Ancak, kendileri sistemimizin yediği şoka dair verileri gözardı ediyorlar. Her iki organizasyon da bizlerin uzun vadede bir şekilde virüse yakalanacağımızı varsayıp, bunun zamanla o kadar da ciddi bir hâl almayacağını düşünüyor.

COVID-19’a yakalanmak düşük bir ihtimâl

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Çin’in COVID-19’a karşı aldığı önlemler üzerine bir çalışma yayınladı. Bu çalışma şu âna kadar virüsün yayılma şekline dair yapılmış en kapsamlı çalışmalardan bir tanesidir.

Bu çalışmanın sonuçlarına göre COVID-19 ilk düşündüğümüzün ve medyanın bize yansıttığının aksine o denli hızlı yayılmıyor. Unutmayın, insanlar sırf virüs kaparım diye evcil hayvanlarını ölüme terkettiler!

Aynı araştırmanın bulgularına göre, eğer test sonucu pozitif çıkmış biriyle karşılaşırsanız ya da kontağa geçerseniz, virüsü kapma olasılığınız %1-%5 arasında değişiyor.

Burada yüksek bir değişebilirlik söz konusu çünkü virüsün bulaşması, bu virüsü taşıyan insanlarla girdiğiniz etkileşimin hem süresine hem de tipine bağlı.

Viral bulaşımların çoğunluğu virüse sahip insanlarla uzun süre boyunca aynı ortamda karantina altında bulunmaktan geliyor. İnsandan insana temas ve yüzey temasları virüsün bulaşmasında en önde gelen sebep sayılıyor. WHO’nun raporuna göre,

Çin’deki durumda, virüsün toplu şekilde insanlara bulaşma sebebi, genellikle (%75-85), aynı aile içindeki Korona hastası kişilerin havaya öksürük ve hapşırma şekliyle yaydığı damlacıklar ya da diğer taşıyıcı öznelerle yakın temastır.

CDC’nin Diamond Princess yolcu gemisi ve Çin üzerine yayınlandığı virüsün yayılması üzerine yapılan bir çalışma şunları belirtiyor:

Gün be gün artan kanıtlara göre, COVID-19 yayılımı kapalı alanlarda kolaylaşmaktadır. Örneğin, ikincil COVID-19 bulaşım vakalarının büyük bir kümesi (634 teyitli vaka), Japonya’daki bir yolcu gemisinde vuku bulmuştur. Bu, gemide test edilen yolcuların 5’te 1’ine denk gelmektedir. Bu da, COVID-19’un kapalı ve sınırlandırılmış alanlardaki yüksek bulaşabilirlik oranını göstermektedir.

John Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi, Bulaşıcı Hastalıklar Bölümü’nden Dr. Paul Auwaerter’in belirttikleri bu bulguyu güçlendirmektedir:

Eğer bulunduğunuz evde COVID-19’a yakalanmış bir hasta mevcutsa, virüsün size bulaşma olasılığı %10’dur…. Ama, eğer virüse bir iş yerinde maruz kalırsanız, bu oran %0.5 civarındadır—elbette, bir konferans salonunda ya da hastane gibi bir ortamda 6 saat boyunca virüslü biriyle kapalı tutulmazsanız.

Dr. Auwaerter’e göre, bu yayılım oranları mevsimlik griple oldukça benzerlik taşıyor.

Virüsün hava yoluyla bulaşımı ya da kaydı tutulamaz topluluk (community) yayılımıyla bulaşması oldukça düşük bir olasılık. WHO’nun COVID-19 ekibinin başında yer alan Maria Van Kerkhove’ye göre gerçekte topluluk bazlı yayılım durumları son derece nadirdir. Çin’den gelen verilere göre, topluluk bazlı virüs yayılımı yalnızca az miktarda vaka için geçerlidir. Van Kerkhove, şunu da söylüyor: “Virüs topluluklarda dolaşıma girmiyor. Bu Çin’de en fazla vakaların yaşandığını bölgelerde dahi böyledir:”

Havadaki olağan aerosoller aracılığıyla uzun mesafelerde virüsün yayılması salgının ana sebeplerinden biri değildir. Hastane çalışanları arasındaki 2,055 vakanın çoğunluğu ya ev ortamındaki bulaşmalar sonucu ya da Wuhan’daki hastanelerde gerekli önlemlerin henüz alınmamış olduğu erken günlerde ortaya çıkmıştır,

diye ekliyor kendisi.

Gerçekte topluluk içindeki virüs bulaşmaları kamusal alanlardaki yayılmalar sonucu ortaya çıkan vakaları da kapsar. Lakin virüsün bulaşım kaynağını bu durumda izleyip ortaya çıkarmak için bir yol yoktur. WHO, Çin’deki verilerin bunu göstermediği kanaatinde. Eğer ki topluluk içi bulaşımlar son derece yaygın olsaydı, sosyal mesafelendirme yoluyla yeni vakaların ortaya çıkmasını engellemek ya da bu minvalde sayıları azaltmak mümkün olmazdı. WHO Genel Direktörü Tedro Adhanom şunu belirtiyor:

Bugüne kadar, hem topluluk içinde yayılan hem de doğru önlemler alındığı takdirde kontrol altına alınabilen solunumsal bir patojeni hayatımızda görmedik. Eğer COVID-19 bir grip epidemisi olsaydı, şimdiye çoktan dünya çapında topluluklar üzerinden geniş ölçekli bir yayılma gerçekleşmiş olurdu. Bunun yanısıra, virüsün yayılmasını kontrol altına alıp yavaşlatmak için sarfettiğimiz çabalar uygulanabilir olmazdı.

Princeton Üniversitesi, Ekoloji ve Evrimsel Biyoloji Bölümü’nden olan ve bir ön rapor üzerine çalışan bir yazarın belirttiği üzere: “Güncel olan bilimsel ortak görüşe göre virüsün solunumsal salgılarla yayılma durumunun çoğunluğu büyük hacimli salgısal damlacıklarla gerçekleşiyor. Yani, sanılanın aksine küçük hacimli aerosollerle değil. Bu damlacıklar şükür ki yeterince ağırlar. Bu yüzden de, birkaç metreden öteye ilerleyemiyorlar. Ağırlıklarından dolayı kısa bir mesafeden sonra havadan ayrışıyorlar.”

Medya, yukarıdaki bilim insanları COVID-19’un havada asılı kalıp etkisini sürdürmesi üzerine çalışma ve araştırmalarını beyan ettiklerinde adeta cinnet geçirdi. Araştırmanın bulgularına göre, virüs havada birkaç saat işlevsel kalabiliyordu. Lakin, bu araştırma ve çalışmalar gerçek hayatı test eden göstergeler olmaktan ziyade akademik birer beyin fırtınası amaçlıdır. Bu çalışmalarda, virüs bir sprey şişesine konulup havaya “sıkılmıştır.” Sprey şeklinde öksürüp hapşuran bir tanıdığım yok şahsen benim. Ayrıca, buradaki viral örneğin bireylere virüsü bulaştıracak denli hacimli olup olmadığı muğlak bir konu. Adını saklamak isteyen bir tıp doktorunun da beyan ettiği üzere: “Korona’nın kanatları yok.”

Özetlemek gerekirse, Çin, Singapur ve Güney Korenin virüsü kontrol altına alma önlemleri işe yaradı çünkü COVID-19 topluluk aracılığı ve hava yoluyla o denli yüksek bir oranda yayılmıyor. En çok görülen virüs bulaşım sebepleri, kişiler arasındaki birebir etkileşimler ve yüzeysel etkenlerdir.

Genel yayılım yüzeyleri

COVID-19’un fiziksel yüzeyler üzerinde uzun süre aktif kalması durumu birçok yüzeyde oldukça kısıtlıdır. Bu virüsü, aynı normal grip gibi, gündelik ev temizlik malzemeleriyle öldürmek oldukça kolaydır.

  • COVID-19’un bakır yüzeylerde 4 saat, mukavva yüzeylerde ise 24 saat boyunca etkisini sürdüğü gözlemlenmiştir.
  • COVID-19’un en uzun süre plastik ve paslanmaz çelik üzerinde aktif olduğu gözlemlenmiştir. Yaklaşık 72 saate kadar aktivitesini sürdürmüştür.
  • COVID-19’un ultraviyole ışıklar ve ısıya karşı dayanıksız olduğu gözlemlenmiştir.

Virüsün varlığı, illâki bulaşıcılık anlamına gelmiyor. Zaman içinde viral konsantrasyonlar yüksek miktarda azalmaktadır. Virüs, bakır yüzeylerde yaklaşık 0.8 saat, mukavva yüzeylerde yaklaşık 3.46 saat, paslanmaz çelik yüzeylerde yaklaşık 5.6 saat, plastikte ise yaklaşık 6.8 saatlik bir yarı-ömür süresi göstermiştir.

Çalışmalardaki yazarlardan biri olan Dylan Morris’e göre, “Ne bir insana virüsü bulaştırmak için gerekli virüs miktarını biliyoruz ne de mukavva bir yüzeyden virüsün kişinin eline dokunma aracılığıyla bulaşım kolaylılığını anlayabiliyoruz.”

Dr. Auwaerter’e göre ise, “Virüsün eller, kaba yüzeyler ve fabrikler üzerinde aktif kalabildiği düşünülüyor. İlk veriler gösteriyor ki virüs, plastik ve çelik gibi yüzeylerde 72 saate kadar, fabriklerde ise 12 saate kadar aktif kalabiliyor.

COVID-19 yaz mevsiminde etkisini yitirmeye meyilli

Aynı normal gribe sebep olan virüste olduğu gibi, COVID-19’un ultraviyole ışınlara ve ısıya olan duyarlılığından dolayı, virüs, etkisini yüksek ihtimâlle nem oranları artıp sıcaklıklar yükseldikçe yitirecek.

10 Mart’ta yayınlanan bir çalışma, COVID-19’un viralliğini yüksek ısı ve nem oranlarına göre haritalandırıyor. Bu çalışmanın bulgularına göre her iki etken de virüsün insandan insanda bulaşma kabiliyetini önemli bir şekilde azaltıyor:

Bu sonuçlar, mevsimlik gribin yüksek sıcaklık ve nem altında yayılabilirlik etkisinin azaldığı gerçeğiyle tutarlıdır. Buna göre, kuzey yarımküreye yaz mevsiminin gelmesinin yanında yağmurlu dönemler de COVID-19’un yayılabilirlik etkisini azaltmakta etkili olabilir.

Maryland Üniversitesi, Çin’den ABD’ye, tüm dünyadaki ciddi COVID-19 salgınlarını yerel hava durumu modelleri üzerinden haritalandırdı. Bu haritaya göre, virüs belirli bir hava sıcaklığı ve nemlilik kanalı üzerinden serpiliyor. “Araştırmacıların bulgularına göre, ciddi COVID-19 salgını yaşayan şehirler benzer kış mevsimi iklimlerine sahipler.  Bu şehirlerin kış hava sıcaklıkları 5 ve 11.1 C dereceleri arasında izlerken nemlilik oranları %47 ve %79 arasında değişiyor. Bu mevsimsel hava durumları, dargeçit bir doğu-batı dağılımıyla 30-50 kuzey enlemleri arasında vuku buluyor.

UMSOM’da Doçent Tıp Doktoru ve İnsan Virolojisi Enstitüsü’nde hekim-bilimadamı olan Mohammad Sajadi’nin beyanına göre “bugüne kadar belgelediğimiz kadarıyla bulgular, virüsün ılıman ve tropik iklimlerde insandan insana bulaşmasının önünde hatrı sayılır bir engel olduğunu gösteriyor.”

Aşağıdaki sıcaklık haritasına göre, yakın gelecekte ciddi topluluk bazlı virüs yayılım riski taşıyan bölgeler yeşille, aydınlatılmış alanlardaki karalara da işaret ediyor.

Küçük Çocuklar ve Ergenlik Çağındakiler Risk Altında Değiller

En başından beri emin olduğumuz şeylerden biri de küçük çocukların ve ergenlik çağındakilerin virüsten toplumun geri kalanına kıyasla çok çok daha düşük oranlarda etkilendikleri.

Aslına bakarsanız bugüne kadar dünyada 10 yaşının altında herhangi bir çocuk ölümü bildirilmedi. Ayrıca, test sonuçları pozitif çıkan çocukların semptom göstermediği biliniyor. Ve enfeksiyon hızı 19 yaşının altındakiler için düşük. Aynı şey  COVID-19’un familyasında bulunan SARS ve MERS virüsleri için de geçerli.

WHO’nun Çin’deki ekibinin bildirdiğine göre vakaların yalnızca %8.1’ini 20 yaş aralığında olanlar gösterirken, %1.2’sini ergenlik çağında olanlar oluşturuyor. Bunların %0.9’u 9 yaşında veya daha küçük yaştakiler. 20 Şubat 2020 olan çalışma tarihinden beridir, bildirilen vakaların %78’ini 30 ve 69 yaş aralığındakiler oluşturuyor.

WHO’nun hipotezine göre yaşam şeklinden ve virüse maruz kalmaktan ziyade, bu durumun altında bir biyolojik sebep yatıyor. Van Kerkhove’nin dediği üzere:

Hanelere baktığımızda, herhangi bir çocuğun o haneye virüsü taşıyıp diğer aile fertlerine ya da ebeveynlerine bulaştırdığı gibi bir durumla karşılaşmıyoruz. Asıl durum tam tersi. Çocuklar hastalığı hafif şekillerde yaşıyorlar.

Wall Street Journal’da yayınlanan bir yazıya göre, çocukların hasta olma olasılıkları neredeyse sıfıra yakın. Çocukların gribe yakalanmaları COVID-19’a yakalanmalarından daha olası:

  • Dünya Sağlık Örgütü’nün Çin üzerine yayınladığı raporun sonuca vardığı üzere çocuklarda görülen COVID-19 vakaları “görece nadir ve hafif huylu.” 19 yaşının altındaki hastaların yalnızca %2.5 'u hastalığı ciddi olarak yaşarken, yalnızca %0.2’si kritik seviyede hastalığı yaşadılar. 8 Mart’ta Güney Kore Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri tarafından bildirilen, neredeyse 6300 COVID-19 vakasında, 30 yaşın altındakilerde herhangi bir ölüm vakası bulunmamaktadır. Virüse sahip olanların yalnızca %0.7’si 9 yaşının altındaki çocuklar iken, %4.6’sını da 10 ilâ 19 yaşındakiler oluşturuyor.
  • Geçen ay (Şubat) JAMA tarafından yayınlanan bir çalışmaya göre, Çin’deki teyitli 45,000 vakanın incelemesi ardından, yalnızca %2’lik bir kısmın çocuklar olduğu bildiriliyor. (Gelin görün ki ABD’de bu grip mevsiminde ölen çocukların sayısı 136’dır.)
  • Vakaların %8’i 20’li yaşlarındaki insanlar iken, 10-19 yaş aralığındakiler vakaların yalnızca %1’ini oluşturuyor. Aynı şekilde, 10 yaşının altındaki çocuklar da %1’lik bir dilime denk geliyor.

Amma velakin Maryland Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden James Campbell’in beyanına göre, küçük çocukların ve ergenlik çağındakilerin kendileri ciddi bir tehlikeyle ve semptomlarla karşı karşıya olmamalarına rağmen, virüsü taşıdıkları takdirde uzun günler sürecek bir şekilde COVID-19’u etraflarına “saçmaları” olasılık dahilindedir.

Çocuklar, salgılarında virüsü 6 günden 22 güne kadar taşıyabiliyor. Diğer bir deyişle averajda 12 gün boyunca virüsü salgılayabiliyorlar. “Virüsü saçmak her zaman virüsü bulaştırabileceğiniz manâsına gelmiyor”diye ekliyor Campbell. Yine de, virüsün insandan insana buluşması genelde karantina altındaki evler gibi ortamlarda gerçekleştiğinden, çocukların ciddi miktarlarda öksürük ya da hapşırık yoluyla virüs yaymaları önemsenmesi gereken bir risk kombinasyonuna sebep oluyor.

Güçlü, lakin tanımsız viral etki

Henüz COVID-19’un viral kapasitesine dair tam bir bulgumuz olmasa da teoriye göre kendisi mevsimsel gripten daha ciddi ama diğer virüslerdan daha güçsüz. Virüsü taşıyan tek bir insanın doğrudan virüsü bulaştırabileceği insanların ortalama sayısı, ya da kısaca R0, yani sıfır durumu (R naught), bu durumda en düşük değer olan 1.5 ilâ en yüksek değer olan 3.0 arasında değişiyor.

Aşağıda yer alan “bir hastalık ne denli bulaşıcıdır” tablosunda COVID-19; zika, kızamık, ebola, HIV, mevsimsel grip ve norovirüs ile karşılaştırılıyor. R0 baz alınarak virüsü taşıyan bir kişinin averajda kaç kişiye daha virüsü bulaştırma olasılığının olduğu matematiksel olarak resmediliyor.

Daha güncel analizler virüsün viral hızının azaldığı yönünde. Nobel ödüllü biyo-fizikçi Michael Levitt’e göre enfeksiyon hızı da azalıyor:

Çindeki her bir koronavirüs hastası günde ortalama 2.2 kişiye daha virüsü bulaştırıyordu—üstel büyümeyi (exponential growth) ağzımıza almak yalnızca felaketlere sebep olacaktır. Ama sonrasında, bu sayılar düşmeye başladı ve günlük yeni bulaşım sayısı neredeyse sıfıra yakın şu anda.’ Kendisi bu durumu yine faiz oranlarına benzetiyor: ‘faiz oranları düşse bile sizin kazancınız devam edecektir. Yatırım yaptığınız miktar azalmaz, yalnızca büyümesi yavaşlar. Hastalıkları tartışırken, hergün yeni vakalar ortaya çıktığından bu durum insanları korkutuyor. Lakin, enfeksiyon hızının azalması, pandeminin sonunun yaklaşıyor olmasına delalettir.

Peki ya semptomsuz yayılım?

Başta inanıldığının aksine vakaların çoğunluğunda semptomlar ilk birkaç günde ortaya çıkıyor.

Asemptomatik, yani semptomsuz, yayılmaya dair veriler henüz tam olarak doğru şekilde açık değil. Bize bir şey söylemiyor. Lakin, bu asemptomatik yayılım giderek daha az ihtimâlli hâle gelmekte. İki ayrı araştırma, semptom öncesi teşhisli asemptomatik bireylerden yola çıkarak, bu minvalde düşük bir enfeksiyon hızına işaret etmekte. Çalışmalardan birine göre, enfeksiyonların %10’u henüz belirli bir semptom göstermeyen kişilerden geliyor. WHO tarafından yayımlanan başka bir çalışmaya göre teyitli vakaların yalnızca %1.2’si henüz bir semptom geliştirmemiş insanlardan geliyor. Birden fazla araştırmaya göre asemptomatik vakaların bir temeli bulunmuyor. Burada vurgulamamız gereken bir nokta mevcut: “Hiç semptom göstermemek” ve “semptom öncesi,” yani pre-symptomatic, arasında bir fark var. Bu doğrultuda, medya henüz kanıtlanmamış bir hikayeyi önümüze koyuyor. İnsanların neredeyse tamamı beş gün içinde “semptom öncesi” grubuna dahil oluyor—yani, hiç semptom göstermemek diye bir durum sözkonusu değil. COVID-19 virüsü taşıyan insanların “hiçbir semptom göstermemesi” neredeyse gerçek dışıdır. WHO ve CDC’nin iddiaları uyarınca asemptomatik yayılım dikkate alınması gereken bir durum değildir ve çok ama çok nadirdir.

Asemptomatik bağlamda, İzlanda ~300,000 kişilik nüfusunun tamamını test ederek global ölçekte örnek bir davranış sergileyecek. Bugüne kadar virüsü taşıyan hiçkimseyle temasa geçmediğini bildiren ve gelişigüzel seçtikleri 1,800 vatandaşa uyguladıkları testlerin sonuçlarına göre, yalnızca 19 kişi pozitif çıktı. Yani, bu test örneğinin %1.1’i.

Açıkçası bu tür bir viral yayılım oldukça endişelendirici. Lakin, bu asemptomatik viralliğe medyanın gösterdiği ilginin yanısıra, global ölçekteki pozitif vaka sayılarından yola çıkacak olursak, yalnızca adı okunan bir viral karakteristiğin peşinde koştuğumuzu görürüz.

Bu viralliğe ve asemptomatik yayılıma bir diğer şekilde bakmak istiyorsak, COVID-19 testi pozitif çıkan host ve hosteslere, havayolları ve havalimanı çalışanlarına ve pilotlara göz atabiliriz. Kasım 2019’dan beri, bir elin parmaklarının sayısını geçmeyecek sayıda havalimanı ve havayolları çalışanlarının COVID-19 test sonuçları pozitif çıktı—AA pilotlarıBA çalışanları ve birkaç TSA çalışanı gibi.

Tıp profesyonelleri ve hastane çalışanları dışında, bu tip profesyoneller kapalı alanlarda virüsü taşıyan kişilerle en çok etkileşimde bulunanlar olmuştur. Hiçbir koruyucu aksesuar kullanmamalarına ve asemptomatik kişilerle temas etmiş olma ihtimallerine rağmen, havayolları ve havalimanı çalışanları için nüfusun geri kalanına kıyasla COVID-19’a yakalanma olasılığı daha fazla görülmüyor. Seyahat sektöründe çalışanlar, sağlık profesyonelleri ya da nüfusun geneline oranla daha az risk taşıyor denilebilir. WHO Acil Durumlar Programı’ndan Dr. Mike Ryan şöyle diyor:

Verileri incelediğimizde, hâlâ şunu diyebiliyoruz: Burada virüsün yayılmasının ve bulaşmasının ana etkeni ve azmettiricisi semptomları belirli olan, iyi hissetmeyen ve insandan insana direkt temasla hastalığı diğerlerine geçirenlerdir.

Bu durumda, eğer semptomplar daha az ölümcül koronavirüslere benzerlik gösteriyorsa test yaptıranların pozitiflik oranı nedir?

Test sonuçlarının pozitif çıktığını sandıklarınızın %93’ü negatif

Güney Kore ve Singapur’un elde ettiği başarılara baktığımızda, COVID-19’la yürüttüğümüz savaştaki ganimetlerimizden en önemlilerinden biri ölçümdür. Eğer toplam nüfusun henüz virüse yakalanmamış kısmıyla ilgili kaygılıysak, semptomları gösterenlerin gerçekten pozitif çıkma ihtimâli nedir? Komşunuzun öksürüğünde COVID-19 taşınıyor olma olasılığı nedir? Mevzubahis “dönüşüm oranları” sizin grip (bir başka coronavirüs çeşidi) olup olmadığınızı ya da iki hafta için izolasyona alınıp alınmayacağınızı gösterecektir. Global verilerin gösterdiği üzere teste tabi tutulanların yaklaşık %95’lik kısmı negatif. Yani, virüse yakalanmamışlar. Pozitif vakaların oranı ülkeden ülkeye değişiklikler gösteriyor:

  • Birleşik Krallık: 7,132 sonuçlandırılmış test, 13 (%0.2) pozitif vaka.
  • Birleşik Krallık: 48,492 test, 1950 (%4.0) pozitif vaka.
  • İtalya: 9,462 test, 470 (en azından %5.0) pozitif vaka.
  • İtalya: 3,300 test, 470 (%3.0) pozitif vaka.
  • İzlanda: 3,787 test, 218 (%5.7) pozitif vaka.
  • Fransa: 762 test, 17 (en azından %2.2) pozitif vaka, 179’u sonucunu bekliyor.
  • Avusturya: 321 test, 2 (%0.6) pozitif vaka, sonucu beklenen test sayısı bilinmiyor.
  • Güney Kore: 66,652 test, 1,766 (%4.3) pozitif vaka, 25,568’i sonucunu bekliyor.
  • ABD: 445 sonuçlandırılmış test, 14 (%3.1) pozitif vaka.

ABD’de ulusal çapta seyyar (drive-thru) test merkezleri kuruluyor. New York eyaleti valisi Cuomo bu seyyar testlerin yerel bazında ilk verilerini sundu. Tek bir günde yapılan yaklaşık 600 küsur test sonucuna göre, bu kişilerin neredeyse %7’si pozitif çıktı. Test yapılan kişiler aktif bir şekilde gözlemlenebilir semptomlara sahipler ve doktorlarından aldıkları bir belgeye sahipler. Bu sonuçlar, ABD genelinde pozitiflik oranını gösteren gözlemlere oldukça benzer.

Oxford Üniversitesi’nin Verilerle Dünyamız birimi (Our World in Data), kamuya bildirilmiş test sayılarıyla pozitif vaka sayılarını karşılaştırarak raporlamaya çalışıyor. ABD için geçerli verilere göre, bugüne kadar teste tabi tutulanların yaklaşık %14.25’i pozitif çıkmış durumda.

Geçtiğimiz hafta zarfında, ABD yaptığı testler sayısınca, globalde diğer ülkelere nazaran neredeyse en dipte yer alıyordu. Aşağı yukarı geçen bir haftalık sürenin ardından, ülkemiz diğer G8 ve Avrupa ülkelerine test bazında yaklaşmış durumda. Lakin, daha gidilecek yol oldukça uzun.

İlk sonuçlara ve diğer ülkelerden gelecek sonuçlara göre, COVID-19 özelinde toplam pozitif vaka sayıları test sayılarıyla doğru orantılı olarak artıyor olacak. Ancak, ölüm oranları düşecek ve ciddi karma vaka sayıları azalacak.

Genel olarak, ABD’de COVID-19’a yakalanan toplam nüfus en başta tahmin edilenden az sayıda olacak. Çünkü semptomatik bireylerin çoğu pozitif değil, çıkmayacak. Bu kişilerin %93-%99’u farklı rahatsızlıklara sahipler.

Aşağıdaki grafik, SARS CoV-2, yani COVID-19 bazında test edilen numulerin çizelgesini gösteriyor. Turuncu ile gösterilenler kamusal sağlık laboratuvarlarından, maviyle gösterilenler ise CDC laboratuvarlarından gelen verileri gösteriyor.

Globale oranla ABD’nin test sayılarında diğer ülkeleri yakalamasına henüz çok var. Test sayıları arttıkça toplam vaka sayıları da artacak. Lakin ciddi vaka oranları dramatik bir şekilde azalacak.

Vakaların yalnızca %1’i ciddi olacak

Huniye yukarıdan aşağıya doğru baktığımızda bize gösterdiği şey şudur: ABD’de COVID-19 testine tabi tutulacakların ~%1’lik bir oranının hastalığı ciddi seviyelerde olacaktır.

Global ölçekteki vakaların %80-%85’lik dilimi hafif vakalardır. Bu kişilerin hastaneye gitmesine gerek olmadığı gibi evde kendilerine uyguladıkları tedaviler etkili olacak ve hatta kimi durumlarda tedaviye gerek kalmayacaktır.

Mart 2020 ortası itibariyle, ABD’deki ciddi vakaların sayısı diğer ülkelere oranla düşüktür. Bizim ciddi vaka yükümüz Güney Kore’dekine benzemekte. Mevzubahis veriler, geçmişte inişli çıkışlıydı. Lakin ciddi vaka sayısındaki azlık ABD’deki COVID-19 kaynaklı ölüm oranlarının düşüklüğüne yansıyor.

CDC’den gelen ilk raporlar ABD’deki COVID-19 vakalarının %12’sinin hastanelik durumda olduğunu belirtiyor. Bu da, daha önceden yansıtılan %20’lik ciddi vaka oranından düşüktür—%80’lik hafif vaka oranıyla.

Bağlamsal olarak incelediğimizde, bu yılın grip mevsiminde ABD’de 17 milyon tıbbî vaka mevcuttur. Bunların 370,000’i (%0.1) hastanelik vakalar olmuştur. Kaldı ki toplam enfeksiyon sayısı 30 ilâ 50 milyon kişi arasındadır. Bileşik toplam vaka sayılarının bir şey göstermediğini hatırlayacak olursak, aktif vakaları kişi başını baz alarak oranladığımızda ciddi vaka verilerinde oldukça farklı bir resmi görebiliyoruz. Şu veri tablosu 20 Mart 2020 tarihlidir:

Kaynak: https://www.worldometers.info/coronavirus/

Azalan Ölüm Oranları

ABD daha fazla vatandaşını test etmeye devam ettikçe, önümüzdeki haftalardan itibaren ölüm oranları düşecek. Ölümcül COVID-19 vakalarının usulüne uygun şekilde kayıtlara geçtiğine dair pek bir şüphe yok. Hâlen tam açık olmayan bir veri varsa, o da hafif vakaların toplam ölçeği. WHO, en başta ölümcül vaka oranını %4 olarak hesaplayıp, bunu daha sonra %2.3’e düşürdü—tüm yaş grupları göz önüne alındığında ise %3. Bu, CDC’nin hesaplamalarına göre %0.5-%3 arasında olmakla beraber kendileri %1’in daha doğru bir oran olduğunu vurguluyor. Dr. Auwaerter’in hesaplamaları alt kısma doğru meyil ederek %0.5-%2.0 arasında yer alıyor. 19 Mart’ta Çin’de yayınlanan bir çalışma, Çin özelinde daha geniş bir veri üzerinden ölümcül vaka oranını %1.4’e düşürüyor. ABD özelinde daha fazla pozitif ama hafif şiddetli vaka sayılarına erişilene kadar belirsizlik korunacak. Daha önce dediğimiz üzere, daha çok insan test edilip, hafif vakaların sayıları belirlendikçe ölümcül vaka oranları düşecek.

Çin, İran ve İtalya’daki yüksek ölümcül vaka oranları ziyadesiyle sağlık sistemlerine ve altyapılarına vurulan âni bir şok olarak değerlendirilecektir. Vakaların yoğunluğu ve ciddiyeti karşısında yetersiz kalan sağlık sistemlerinden gelen veriler viral ölümcül vaka oranlarını yansıtmamaktadır. COVID-19 Çin’de yayıladursun, ölümcüllük oranları Hubei’nin dışında inişe geçmiştir. Bu durum, salgının düşük enfeksiyon hızına sahip bölgelere yayılmasının yavaşlığına bağlanıyor.

Stanford Üniversitesi'nde tıp, epidemiyoloji, halk sağlığı, biyomedikal veri bilimi, istatistik profesörü olup aynı zamanda aynı üniversitedeki Meta-Araştırma İnovasyon Merkezi’nin eş-başkanlığını yürüten John P. A. Ioannidis geçenlerde ölümcül vaka oranları ve güncel çözüm araçlarımızın yanlış planlamalara yol açtığına dair bir yazı kaleme aldı. Yazısında şunları belirtiyor:

Tam anlamıyla karantina altında dış dünyadan bağı kesilmiş olarak teste tabi tutulan tek merkez Diamond Princess yolcu gemisi ve güvertesinde bulunan yolculardır. Oradaki ölümcül vaka oranı %1’di. Lakin buradaki yolcular büyük çoğunlukla yaşlılardan oluşuyor. Bu yüzden de COVID-19 kaynaklı ölüm oranı fazla çıkıyor.

...

Eğer bu gemideki yolcuların ölüm oranlarını topyekûn ABD nüfusuna yansıtırsak, COVID-19 taşıyan insanların ölüm oranı %0.125 olacaktır. Ama, böyle bir tahmini hesaplama zayıf veriler üzerinden yapıldığı için, gerçek ölüm oranları 5 kat (%0.025) aşağısıyla yine 5 kat (%0.625) yukarısını işaret edebilir—Diamond Princess’in 700 virüslü hastası ve mürettabatından yalnızca 7 kişi ölmüştür. Virüse maruz kalan hastaların bir kısmının sonradan öleceği de ihtimal dahilindedir—bunun yanısıra, gemideki yaş ortalaması yüksek turistler genel nüfusa nazaran farklı kronik hastalık frekanslarına da maruz kalabilirler. Bu da SARS-CoV-2 bağlamında kendileri için daha kötü sonuçlara yol açabilir. Bu belirsizlik etkenlerini eklediğimizde…

...

ABD genel nüfusu için ölümcül vaka oranının %0.05 ilâ %1 arasında değişiklik göstermesi makul bir varsayımdır.

ABD’deki ölümlere baktığımızda, ölüm oranları nispeten yükselirken vaka sayıları giderek azalmaktadır. Her 4-5 günde bir yarılanmaktadır. ABD karma vakaları ortaya çıktıkça öldürücülük oranı zaman geçtikçe azalacak ve düzlenecektir.

  • %4.06 8 Mart (22 ölüm, 541 vaka)
  • %3.69 9 Mart (26 ölüm, 704 vaka)
  • %3.01 10 Mart (30 ölüm, 994 vaka)
  • %2.95 11 Mart (38 ölüm, 1,295 vaka)
  • %2.52 12 Mart (42 ölüm, 1,695 vaka)
  • %2.27 13 Mart (49 ölüm, 2,247 vaka)
  • %1.93 14 Mart (57 ölüm, 2,954 vaka)
  • %1.84 15 Mart (68 ölüm, 3,680 vaka)
  • %1.90 16 Mart (86 ölüm, 4,503 vaka)
  • %1.76 17 Mart (109 ölüm, 6,196 vaka)
  • %1.66 18 Mart (150 ölüm, 9003 vaka)
  • %1.51 19 Mart (208 ölüm, 13,789 vaka)
  • %1.32 20 Mart (256 ölüm, 19, 383 vaka)

Kaynak: Worldometers.info

Diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, ABD’deki ölüm oranı ve karma vakalar Güney Kore’yle benzer bir model izliyor—bu da, COVID-19’u kontrol almak için izlenmesi gereken yolu işaret eden güzel bir göstergedir.

İtalya ve İspanya’daki Coronovirus kaynaklı ölümlerin sayısı Çin’de olduğundan daha hızlı artmakta.

ABD ve Güney Kore’deki ilk ölümler benzer demografik modellere işaret etmektedir.

Aşağıda 20 Mart 2020 tarihi itibariyle ölüm sayılarının toplam vaka sayılarıyla karşılaştırılması veriliyor. Eğer toplam vaka sayısını baz alacak olursak, ABD’deki ölüm oranı İspanya ya da İtalya’dan ziyade Güney Kore’ninkine daha yakın duruyor.

Kaynak: https://www.worldometers.info/coronavirus/

ABD özelinde ilk elimize gelen ölüm oranları, bugün tahmin edildiğinden daha düşük bir trende sahip. ABD’de gerçekleşen ölümlerin neredeyse yarısı (154/264) üzerinde gerçekleştirilen bir çalışmaya göre bu ölümlerin neredeyse tamamı global ölçekteki yaklaşık 11,000 ölümle benzer demografik bir profile sahip. Aşağıdaki ilk grafikte mevsimsel grip ve COVID-19 bazlı bir vaka ölüm oranları karşılaştırılması mevcut. Turuncu ile gördüğünüz sütunlar hali hazırda devam eden kimi rahatsızlıkları da olan 60 ve 65 yaş üstü vatadaşlara işaret ediyor:

Bir aşağıdaki grafikte ise farklı hastalıklarının ölüm oranlarının birbirine kıyasını görebiliyorsunuz. Gölgelendirilmiş alan yeni tip koronavirus’ün tahmini ölüm oranlarını veriyor:

Nature tarafından yapılan bir başka analizden alınan bu grafik, artık COVID-19’un ölüm oranları bazında, daha az tehlikeli olan diğer aile üyesi virüslerle aynı skalaya kaydığını vurguluyor.

Global sağlık profesyonelleri daha fazla veri toplayıp raporladıkça her geçen gün “Ama COVID-19 mevsimsel gripler gibi değildir,” argümanı inandırıcılığını yitiriyor.

Aynı zamanda, ölüm oranları düşmeye devam ederken, hafif vakaların ölçümü de ziyadesiyle artıyor.

Ölüm oranlarına bakarken önemli olan karma vakaları da göz önünde bulundurmaktır. Halihazırda farklı bir sağlık sorunu da bulunan hastalarda ölüm oranları son derece yüksek.

Aynı şekilde, halihazırda bir sağlık sorunu olanların COVID-19 kaynaklı ölüm oranları üzerinden ortalama ölüm oranlarındaki yükseliş mevsimsel grip kaynaklı ölümleri taklit ediyor.

  • Zatürre ve grip: %1.53 - %1.93
  • Alt solunum yolları hastalıkları: %1.48 - %1.93
  • Tüm solunumsal sağlık sebepleri: %3.04 - %4.14
  • Kalp Hastalıkları: %3.21 - %4.4
  • Kanser: %0.68 - %1.05
  • Diyabet: %0.26 - %0.36
  • Tüm sağlık sorunları: %10.17 - %13.67

Ülkeler bazındaki karma vakaları geniş ölüm aralıkları (Çin ve İtalya) ve düşük ölüm oranları (Güney Kore) üzerinden karşılaştırdığımızda keskin bir yaş grubu farklılığını görüyoruz. Bu yüzden, ülkelere göre, farklı sağlık sebepleri de önemli ölçüde değişiklik gösteriyor. Bu ikisi, bir ülkenin ölüm oranlarına en büyük etkiyi sağlayan faktörlerdendir.

En çok risk altındakilerin sayısını düşük risk altındakilerle böldüğümüzde, İtalya yüksek riske sahip hastaların vaka sayısında Almanya ve Kore’den hayli öndedir.

Kaynak: https://medium.com/@andreasbackhausab/coronavirus-why-its-so-deadly-in-italy-c4200a15a7bf

CDC’nin yürüttüğü öncü çalışmayı (2,449 COVID-19 vakası) göz önüne aldığımızda, ki şu anda ABD’deki vakaların neredeyse yarısı demografik veri eksiklerine sahip, ABD’deki karma vakalar Çin ve İtalya’dan ziyade Güney Kore ve Almanya’dakilere benziyor. Ülkemizdeki COVID-19 vakalarının yaklaşık %69’unu düşük risk grubunda olan 65 yaş altı hastalar oluştururken, %31’ini de 65 yaş üstü yüksek risk grubu tamamlıyor. Bu, ABD’nin ölümcüllük oranlarının aşağı çekeceğini gösterse de unutmamamız gereken bir nokta daha var: ABD’de 100 milyondan fazla kronik bir hastalığa sahip yetişkin bulunuyor. Bu da ölüm oranlarımızı etkileyecektir.

Virüse yakalanmış nüfusun içindeki yaşlıların oluşturduğu eğri, ölüm oranlarının yüksek ve düşük olduğu ülkelerdeki eşitsizliği açıklıyor. Yani, hasta olanların yaşı arttıkça, ölüm oranınız da artıyor. İtalya’daki COVID-19 kaynaklı ölümler üzerine yapılan bir araştırmaya göre, ölen insanların %99’unun halihazırda farklı bir sağlık sorunu da bulunuyordu. Yalnızca %0.8’lik kısmın başka bir sağlık sorunu yoktu.

İtalya’da halihazırda hastalığı olanların Coronavirus ilişkili ölümleri

İtalya’da virüsü kapanların çoğunluğu 60 yaşından büyüklerdi. Ancak bu ülkedeki ortalama ölüm yaşı 80’dir. Aynı zamanda, buradaki 40 yaş altı ölümlerin tamamını zaten bir hastalığı bulunan erkekler oluşturuyordu.

Hasta olanların ortalama yaşı 63 ancak ölenlerin çoğunluğu daha yaşlı

Bu durum, sağlık altyapısındaki geniş farklılıkları hesaba katmıyor—örneğin her 1000 vatandaşa düşen yatak sayısı tedavi sonuçlarını etkiler. Lakin güncel olarak, bu durumun henüz ölüm oranlarıyla ilişkilendirilmemiz tam olarak mümkün değildir:

  • Güney Kore – 11.5
  • Almanya – 8.3
  • Çin – 4.2
  • İtalya – 3.4
  • ABD – 2.9
  • Singapur – 2.4

Peki, ne yapmamız gerekiyor?

Hekimliğin ilk şartı zarar vermemektir.

Siyasetçiler ve yerel hükûmetler, gaddarca yayınladıkları fermanlarını destekleyecek kanıtlar bulunmadığı hâlde topluma ciddi zarar veriyor, işlerin gidişatını aksatıyorlar. Her bir yerel hükûmet, kimin daha çok önlem aldığını birbirlerine kanıtlamak istercesine otoriter ve mimetik bir yarış içine girmiş durumda. Siyasetçiler birbirleriyle yardımlaşıp COVID-19’a bir çare aramaktan ziyade kimin daha çok önlem aldığını göstermek için yarışıyorlar. İşsizlik oranları artıp, işletmeler bir bir kapanırken, insanlar ailelerini geçindirmek için çaresiz şekilde ağır yüklerin altına girerken; kendileri, bizzat kendi yarattıkları bu sorunları iyileştirmek için daha da fecaat adımlar atıyorlar. Bu yalnızca daha çok sorun yaratıyor. İlk yapılması gereken şey hastaları öldürmekten bir an önce vazgeçip hangi çözümlerin işe yarayacağına odaklanmak olacaktır.

İşe temel hijyenle başlayın

COVID-19’un yayılmasını engellemenin önündeki en büyük önlem temel hijyen kurallarını gündelik hayatımızda uygulamaktır. Birçok Amerikalı ne ellerini yeterince yıkıyor ne de ellerini doğru şekilde yıkamayı biliyor. Eğer gözlerinize, yüzünüze ellerinizle dokunursanız da maske takmanın bir manası kalmıyor. İşletmelerden ve kamusal alanda faaliyet gösteren kuruluşlardan bünyesindeki çalışanlara, ziyaretçilerine ve müşterilerine ücretsiz dezenfektan mendiller, el temizleyiciler gibi hijyen ürünleri dağıtmalarını isteyebiliriz. Eğer hastalanırsanız ya da en azından hasta hissederseniz evden çıkmayın. Bu gibi viral hastalıkları engellemenin trilyonlarca dolara mal olmayan oldukça basit yöntemleri mevcut.

Biraz daha veri

COVID-19'u yenmek için daha fazla veriye ihtiyaç duyuyoruz. Bunun için nüfusumuz üzerinde  ölçümler yapma konusunda hayli gerideyiz. Bu konuda dünyayı da geriden takip ediyoruz—her ne kadar bu konularda son birkaç gündür ilerleme kaydetmiş olsa da. Bu hamle alkışlanmalı elbette. Özellikle şirketler ivedilikle testlerini geliştirip uygulamaya koyuyor. CDC’nin hayâl bile edemeyeceği bir ölçekte hem de. Virüse karşı savaşta özel şirketlerin yarışa ve mücadeleye dahil edilmesi iyi bir hamle. Elde edeceğimiz veriler bizi hem sakinleştirecek hem de stratejimizi belirlememizde daha fazla kanıttan faydalanmamızı sağlayacak. Herhangi bir metropolde bir gün içinde yüzlerce kişiyi test edebilecek şekilde ölçümlerimizi düzgünce oturttuğumuzda, bu huniye daha çok veri eklemlemiş olacağız—bu şekilde, kamusal hayatı tekrar açabileceğiz.

Okulları açın

Okulları kapatmak topluma ve ekonomiye zarar verir. Okulların halihazırda 4 hafta boyunca kapalı olması, ABD ekonomisine $10 ilâ $47 milyar (GSYİH %0.1-%0.3) zarar verip anahtar pozisyondaki sağlık personelinin sayısında %6 ilâ %19 arasında azalmaya sebep verecektir.

CDC’nin COVID-19 sebebiyle okulların kapatılması için hazırladığı rehber.

Elimizdeki modelleme verilerine göre okulların erken, kısa ya da orta dönemli kapanmaları, COVID-19’un epidemi eğrisini ya da hastanede tedavi gibi sağlık önlemlerini etkilemiyor. Okulların, 8 ilâ 20 haftalık uzun süreli ve topluluk salgınlarının ortaya çıkacağı dönemleri kapsayan kapanmalarında bir etkiden söz edilebilir. Ancak yine aynı modelleme gösteriyor ki el yıkama ya da evde karantina gibi hafifletme çabaları, hem hastalığın yayılmasının önlenmesinde hem de sağlık önlemlerinde daha etkili kalıyor. Hong Kong gibi okullarını kapatan diğer ülkeler ise, Singapur gibi okullarını kapatmayı seçmeyen ülkelere nazaran salgını engellemekte daha başarılı olmadılar.

Salgının yayılma verilerinden elde edilen kanıtlara göre, evde duran çocukların okula gidenlere oranla virüsü kapması daha yüksek bir ihtimâl. Ayrıca, farklı yaş gruplarından aile fertlerinin bir arada yaşadığı geniş aileler sayıca fazla olduğu için bu çocukların yaşlı aile fertlerine hastalığı bulaştırma riski daha yüksek. Bunun yanısıra okullarda daha geniş ölçekte bir nüfus dilimini teste tabi tutmak evdekilere nazaran daha kolay olacaktır. Bu da toplumdaki salgın olasılığını aza indirecektir.

Kamusal alanları halkın erişimine açın

Topluluklar içindeki ve arasındaki salgın oranlarının yüksekliğini ve ciddiyetini destekleyecek hiçbir veri bulunmamasına ve bu süreçte bize rehberlik eden sağlık kuruluşlarının da aynı gerçeği dile getirmesine rağmen milyonları her geçen gün rahatsız edecek ve işletmelere ciddi finansal kayıplar yaşatıp sayısız iflasa sebep olacak şekilde kamusal alanları da kapatıp yerel ekonomilere balta vurmak gelişigüzelce alınmış bir karardır.

Yukarıda da bahsettiğim üzere an itibariyle hem topluluk yayılımı hem de havadan bulaşmanın yersizliğine dair veri yeterince fazladır. Bunlar birer tehdit unsuru değildirler. COVID-19’un sevdiği ortamları düşündüğümüzde insanları evlerinde karantinaya alarak virüsün yayılmasına adeta davetiye çıkarıyoruz. Güney Kore ve Singapur örneklerinde görüldüğü üzere bir yandan gündelik hayatımıza devam ederken, diğer yandan da veri odaklı bir stratejiyle, örneğin toplumsal mesafelenmeyle virüsün yayılmasını engellemek mümkündür.

Üretkenliği ve işletmeleri destekleyin

Görüyoruz ki çalışmakta olan nüfusun büyük çoğunluğu hem bireysel olarak şu anki önlemlerden etkilenecek hem de çocukları da bundan zarar görecek. Bu, gereken kaynak ve enerjiyi en çok ihtiyaç duyanlara sağlamanın önünde gereksiz bir engeldir. Amerikan vatandaşlarının üretkenliğine ket vurup mesleklerini icra etmelerini engelleyerek kaynakları üretkenlik karşıtı adımlara ayırıyor, ekonomimize zarar veriyoruz. Bu savaşta paraya ihtiyacımız var.

Bu aşamada karantina (lockdown) tercihimizle daha çok para harcıyoruz. Bunun yerine acil tedavi ve acil durum kapasitelerimi artırabiliriz.

Kaynak: https://www.macrobond.com/posts/blog-central-banks-go-big-covi-19-market-crash-crisis/

Bugün Amerikalılar, yardıma ihtiyacı olan ya da hastalanan insanların yardımına koşamayacak, hastanelerde gönüllülük yapamayacak veyahut bir hayır kuruluşuna cömertçe bağış yapamayacak bir duruma sokuluyor. Bunun yerine, o koca hükûmet yangına körükle giderek COVID-19 pandemisine çare olabileceğini iddia ediyor. Unutmayalım ki bu hükûmet aynı zamanda Avrupa’dan gelen yolcuları test etmemeye devam ettiği gibi, iki aylık bir süre zarfında da yeterince test kiti üretmeyi başaramadı.

Gelin Amerikan vatandaşlarının yardıma en çok ihtiyacı olanların ayağına gitmelerine, bizi zayıf olanları korumak gibi daha önemli vatandaşlık görevlerini yerine getirmeye teşvik edin. Bırakın özgür olalım. Diğer türlü izolasyonda tıkılıp kalan, kaybedenler klübünün üyelerinden başka bir şey olamıyoruz.

İnsanlar COVID-19’un bulaşmasından ziyade hükûmetlerin yapacaklarından korkuyor

Başıboş stokçuluk ve istikrarsız bir borsaya COVID-19 sebep olmuyor. Amerikan vatandaşlarının büyük bir çoğunluğu virüsü kapacaklarına inanmıyor. Virüsün yayılmasına davet çıkaran ev içi maskelerden tutun da altın muamelesi gören tuvalet kâğıtlarını stoklamak, yani bu istifçilik mantıksız bir histerinin göstergesi. Bu korku kaynaklı histerinin sebebi hükûmetin attığı adımlardır. Çünkü insanlar hükûmetin bir sonraki adımından emin olamıyor. Güney Kore’de insanlar virüsü kapmaktan çok, hükûmetten ve halk önünde küçük düşmekten korktular. Özellikle gerçekten kaynağa, yardıma ve tedaviye ihtiyaç duyanları odağına alacak iyi planlamış ve açıkça uygulanabilir bir strateji bu gibi istikrarsızlık ve histerilerin önüne geçmemize yardımcı olur. Tam da bu histeri ve istikrarsızlık hâli hükûmetin attığı ve atacağı adımların mantıklı ve efektif bulunmadığına dair en büyük işaret. Amerikan vatandaşlarının %75’inden fazlası COVID-19’dan ziyade bu durumun toplumuza verdiği zarardan korkuyor. CDC’nin en kötü senaryosuna göre, 150 ilâ 200 milyon enfeksiyon yalnızca ABD’de bekleniyor. Bu durum, Çin’deki enfeksiyon oranından yüzlerce kat fazla—ABD nüfusunun %30’undan bahsederken Çin’inin %0.006’sından dem vuruyoruz.

Çin’deki sağlık sistemi vasatın altındadır. Kendileri COVID-19 salgınına dair haberleri bastırmaya çalışmıştır, şeffaflık desen ortada yoktur. Buna bir de otoriter bir hükûmetin yanında Çin’deki Lunar Festival için salgının zirve yaptığı dönemde seyahat etmeyi tercih eden milyonları ekleyin. ABD’de ise bizim elimizde yeterince hazırlık yapabilecek zaman var, kimi terapilerin virüse karşı etkili olduğu bildiriliyor, bunun yanında şeffaflık mevcut ve ortalamanın üstünde bir sağlık sistemimiz var. Hükûmetimiz demokratik ve medya her zaman hesap vermek zorunda.

Bu noktada enfeksiyon bizim için başı çeken risk değil.

Tıbbî kapasiteyi artırın

COVID-19, hem bir tıbbî çareye ihtiyaç duyan hem de yayılmasının engellenmesi gereken medikal bir tehdittir. Gelin görün ki bazıları size, ülkenin birinin otoriter müdahelelerinin virüsü engellediğini savunur. O işler pek öyle gözükmüyor. Güney Kore ya da Tayvan’da kişi başına göre oldukça düşük vaka yüküne rağmen San Fransisco ya da New York’ta edeceğim rahatın kat be katını bulabilir, spor salonuna gidip bir restoranda yemeğimi yiyebilirim.

Bu iki ülke de verileri etkili kullanıp, ölçümlemelere önem verirken aynı anda kişisel temizlik gibi basit bir meseleyi toplumsal sağduyu statüsüne getirdikleri için saygıyı hak ediyorlar—yoksa, “izolasyon” gibi bir çözüm sundukları için değil.

Uçuşları sona erdirmek restoranları kapatmaktan daha mı etkili? Okulları kapatmak enfeksiyon hızını %10 düşürdü mü? Ben bunlara dair herhangi bir kanıt sunan yetkili göremiyorum. Genellikle verilen cevap “önlemlerin bolluğu” oluyor. Böyle bir yasa olduğunu daha önce işitmemiştim. Gelin dürüst olalım: Bu önlemler korkudan alınıyor. Yoksa, milyonların hayatını bir gecede mahvetmek için elimizde yeterli kanıt yok. Elitler, kendi fildişi kulelerinden güçlerine ve egolarına sığınıp izolasyon uygularken, asıl olan taşranın esnaflarına oluyor. Bir küçük esnaf arkadaşımın yakında parası bitiyor. Papaz olan arkadaşlarımdan birisi çalışanlarının yarısını gelen bağışlar %60 azaldığı için işten çıkarmak zorunda kaldı. Garsonluk yapan bir kadın arkadaşım çalıştığı restoran kapanacağı için birkaç güne hiçbir gelir kaynağı kalmayacağını ve ailesinin zor duruma düşeceğini söylüyor. Siyasi elitler yanlış varsayımlara dayalı yansıtmalar ve modellemeler üzerinden masal anlatadursun, insanların hayatı Marksist bir arsızlık üzerinden mahvediliyor. Elitlerin verebildiği tek taviz $2000 ediyor.

Söyleyin, medikal kapasiteyi artırabilmek için vergi vermemiz mi daha mantıklı, yoksa ülkeyi ekonomik gerilemeye sokacak hamlelerde bulunmak mı? Alın bakın, okulların kapatılması ekonomimize $50 milyar dolar zarar verecek. O tek oturumluk oybirliğiyle alınmış otoriter kararın ederiyle hastane başına 500 küsur yatak düşecek şekilde 50 adet hastane inşaa edebilirdik.

Bu önümüzdeki sezonda o ne olduğu belirsiz ihtiyaç sertifikalarından kurtulup akut medikal tedavi kapasitesini artırıp çok daha verimli bir sağlık sistemi oluşturalım.

Yaptıklarını yanlarına bırakmayın ve oyunuzu kullanın

TV kanallarında kendilerinin çiğnediği sosyal mesafe “kanunları” bozulduğu için insanları keyfe keder sıkıyönetimle tehdit eden valilerin güdümünde olan istikrarsız günlerden geçiyoruz. Unutmayalım ki bu uslûbu nüfusumuzun yalnızca %0.004’ünü etkileyen bir virüsten dolayı “hak ediyoruz.” Bunun Cumhuriyetimiz için gerçekten varoluşsal bir tehdit oluşturmuş bir durum olduğunu görebiliyor musunuz?

COVID-19 histerisi, hür ve bağımsız bireyler olan bizlerin haklarının korunmasını bir kenara itip, kalıcı bir şekilde hürriyetimizi, hoşgörülü ve açık sivil toplumumuzu yaralıyor. COVID-19 ile verileri kullanıp testlere devam ederek, gerekli ölçümleri gerçekleştirerek ve en önemlisi de halihazırda bir sağlık sorunu bulunanların yanısıra yaşlılarımızı virüse maruz kalmayacak şekilde koruyarak mücadele etmeliyiz. Bir bakıma şanslı sayılırız: Önümüzdeki Kasım’da seçimler var. Başımıza ne getirildiğini unutmayın ve oy verin.

Kendinize soruyorsunuzdur. Kim ki bu herif? Bu yazar kim? Ben hiçkimse sayılırım. Ama zaten bu da yazının ana mesajı. Ortalama bir Amerikan vatandaşı şu anda güçsüz hissediyor. Ben parçası olduğu toplululuk ve sevdikleri bir seçenek sunulmadan ve empati yoksunu bir şekilde mahvedilirken aynı anda medyanın yüksek reytinglere tav olduğunu fark eden bir bireyim, Amerikan vatandaşıyım.

Tüm bu olanlar sona erdikten sonra elitlerde oluşacak doğrulama yanlılığına ve bizim için bedeli ağır olan zaferlerini kutlamalarına dikkat kesilin. Gücün yoğunlaştığı hükümet konaklarında boş zaferler alkışlanırken, olan yine sıradan vatandaşa olacak. Herhangi bir özür beklentisi içinde olursanız bilin ki bu bir siyasi intihar olacaktır. Bunun yerine, şu cevabı bekleyin: “Ben hükûmetim ve yardım ettim.”

Bundan sonra Amerikan vatandaşlarının çoğunluğu sosyal yardıma muhtaç olacak. Trilyonluk teşvik paketleri siyasetçilerin hısımlarına gidecek ve ortalama on yıldır bilet değişim ücreti olarak bize $200 fatura biçen şirketler kurtarma paketlerine ihtiyaç duyacağı için devletin bekâsı her zamankinden güçlü olacak. Washington DC’nin keyfi yerinde olacak. New York yeryüzündeki paranın tamamını yine elinde tutacak. Bizler ise yalnızca bu ülkenin bugüne kadar gördüğü en vahşi ekonomik süreçle başbaşa kalacağız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.