Bir bülten, bir podcast

Bülten: 26 Mayıs

Editor

Gençliğin masumiyeti ve cinselliğin zevklerini ölümün kaçınılmazlığı ile karşı karşıya bırakan imajlar

Demografik felaket

Maddison |UN World Population Prospects

Stockholm 19 derece, bulutsuz. Eminim güzel bir yaz bizi bekliyor. Uzun vadede felaketlerin olduğunu yine de hatırlatayım size ama. 1900 yılında, Avrupa’nın nüfusu yaklaşık 400 milyonken Sahra Altı Afrika’nın 80 milyondu. Bugün Sahra Altı 1 milyar. Avrupa 300 milyon. 2100 yılında Sahra Altı Afrika'nın 4 milyara çıkması beklenirken Avrupa için öngörülen nüfus 650 milyon.

1900 yılında Dünya nüfusu 

Nijerya'nın 1950'deki nüfusu 38 milyon. 60 yıl sonra, bugün 191 milyon. Tüm Afrika kıtasında ortalama doğum oranı kadın başına 5 çocuk. Avrupa Birliği'nde bu oran kadın başına 1,5. Bu arada 2100 yılına yaklaştıkça Afrika'da yaşam şartları şu veya bu şekilde biraz iyileşirse (Batı'nın yardımları ve Çin'in yatırımları ile), Batı'nın geliştirdiği ilaçlarla HIV'in önüne falan geçilirse, ki böyle olma ihtimali yüksek... Bunların hepsi BM'nin nüfus tahminlerini tutturacağına işaret.

Tüm bunlar arasında enteresan bir şey var dikkatimi çeken. Şimdi böyle işte dünyadaki nüfusu çok dert eden (etmeliyiz de zaten) bir tayfa var. Bu tayfanın içinde çevreciler çoğunlukta. İki lafın arasına ''insan neslinin iyice bir kırılması lazım'' gibi şeyler sokuşturuyorlar. Fakat bu insanların da elinde güç olsa önce Avrupa ve Amerika'dan başlarlar. Oysa herkesin iyiliği için Afrika'daki nüfus artışının durdurulması ve sonrasında da en azından gerilemeye bırakılması gerekmiyor mu? Yarın öbür gün kıtlığın çaresini, sakat çocukların yürümesini, görmesini, duymasını sağlayan cihazları İsrail'de, Amerika'da, Stockholm'da, Paris ve Londra'da bulacaklar. Yani tüm insanlık için bir kıtadan ve insanlarından vazgeçmek gerekseydi, bunun Afrika olması daha makul sanki. Teorik konuşuyoruz sadece.


Paralel bir konuya değineyim

1913'te Avrupa, dünya nüfusunun% 28'ini teşkil ediyordu. 2000 yılında ise dünya nüfusunun% 13'ünü. 2019'a geldiğimizde ise Avrupa, Rusya'yı da içine katarsak katarsak, neredeyse dünya nüfusunun ~% 10'una yakındır.

Aşağıdaki grafik ise içinde ''eurocentric'' kelimesi geçen kitapların yıllara göre popülerliğini gösteriyor bize.

İçinde “Eurocentric” kelimesi geçen kitapların popülaritesi

Avrupa'nın nüfusu ve nüfuzu düştükçe postkolonicilik, sömürgecilik, beyaz üstünlüğü gibi meselelerin daha sık ele alındığını, bu meselelerin daha fazla ilgi çektiğini görüyoruz. Bir bakıma demaskulinize olan toplumlarda feminizmin daha şiddetli ve saldırgan bir şekilde kendine yer açması da bu fenomene benzemiyor mu? Feminizm, Afganistan kadınlarının gündeminde değil. Feminizm, New York, San Francisco ve Londra'da en güçlü.  


‎Çatıdaki Koreli: Amerika'da gelir eşitsizliği beyazları ve siyahları nasıl etkiliyor

Household Income: 2016 | American Community Survey Briefs

Amerika'da 2016 yılında Asya kökenli göçmenlerin kazandığı her 1 dolara karşılık beyaz Amerikalılar 76 sent kazanmış. Bazılarınız hatırlar, 1992 yılında Kaliforniya'da en düşük gelir düzeyine sahip grup olan siyahlar ayaklanmış ve mağazaları yağma etmişlerdi. Ekonomik olarak ayrıcalıklı gruba dahil Koreli dükkan sahipleri çatılara çıkıp dükkanlarını yağmacılara karşı korumuşlardı.

Aşağıdaki bağlantıda çarpıcı fotoğraflar var.

The Truth About Guns | Koreatown - Twenty-Six Years Ago: The Guns of the L.A. Riots


Dünyada top 65 maratoncunun hepsi Afrika kökenli

World Athletics

Eliud Kipchoge tarih yazıyor.


Estetik, mimari, yaşam zevki ve şevki. Bunlar para meselesi değil

How This Chair Conquered The World | YouTube

Çirkin yapılaşmadaki sorun para değil gerçekten, anlayış. Bizden fakir Gürcistan var tam sınırımızda, birbirine bitişik Hopa’dan Batum’a geçince dünya komple degişiyor, sokaklar vs Avrupa gibi. Hopa rezalet ötesi‎

Tinki Minki

Mimari, yaşadığı yeri güzelleştirmek falan göçebe halkların işi değil sanırım. Türkler Orta Asya’dan geldiler. Hala geziyorlar. Almanya’ya göç, köyden kente göç. Türk evleri gerçekten zevksizlik abidesidir. Yörüklerde ev diye bir şey yok mesela. Yıl 2020. Ama tavandan ampul sarkıtır, altında oturur. Veyahut dikkatinizi çekmiştir. Adam 2 milyon liraya ev alır. Balkonuna beyaz plastikten masa sandalye koyar, ona oturur. Bu vesileyle bugüne kadar yazılmış dünyanın en iyi yazısını bir daha paylaşayım. Okumayan kalmasın. Çetin Altan: Limonata ve rafadan yumurta. Yazıyı okuyanlara ise başka bir şey göstereyim. Şu meşhur beyaz plastik sandalyenin hikâyesi. Sadece Türkiye'de gördüm diye aklıma kazınmış. Ama değil. [İngilizce, 7dk,31 sn]  


En İyi ve En Kötü Halimizle İnsan Biyolojisi

Robert Sapolsky | Bogazici Lectures | YouTube

“Boğaziçi Lectures Feyyaz Berker Series”in yeni konuğu Stanford Üniversitesi Biyoloji, Nöroloji ve Beyin Cerrahisi Profesörü ve Kenya Ulusal Müzeleri Primat Araştırma Enstitüsü Öğr. Üyesi Robert Sapolsky. Robert Sapolsky, aynı anda hem en şiddet yanlısı hem en anlayışlı tür olabilen insanın davranışlarını evrim ve davranışsal biyoloji perspektiflerinden anlamlandırdığı çalışmalarını aktarıyor. [İngilizce, 1 saat, 38 dk]


Jana Brike’ın işleri kalbimle kuvvetli bir bağ kuruyor. Gençliğin masumiyeti ve cinselliğin zevklerini ölümün kaçınılmazlığı ile karşı karşıya bırakan imajları sevgiyi ve kaybı yaşamış olan hepimizle doğrudan konuşuyor. O benim favori ressamlarımdan ve bugün temsili sanatın güçlü seslerinden biri.”

Alex Gross

BantMag'da vardı. Belki daha önce paylaşmışımdır. Hatırlayamadım şu anda.

Paylaş twitter/ facebook/ bağlantıyı kopyala
Depolitik'e başarıyla abone oldun
Hoşgeldin! Başarıyla giriş yaptın.
Harika! Başarıyla abone oldun.
Süper! Hesabın açıldı ve artık bütün içeriklere ulaşabilirsin.
Lütfen en az 3 harf gir 0 Arama sonuçları

Bir konu başlığı önerebilir miyim?

Farklı Görüş Bülten Podcast Covid-19

Bir yazar önerebilir miyim?

Editor